3. Oturum Raporu (Tam)

ÇALIŞTAY – 3 : AFET ÖNCESİ VE SONRASI SOSYAL POLİTİKALAR VE KURUMLAR ARASI KOORDİNASYON

2 HAZİRAN 2012 / Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, Yenikapı Mevlevihanesi Yerleşkesi
 
1- Giriş
 
“Afet Öncesi ve Sonrası Sosyal Politikalar ve Kurumlar Arası Koordinasyon Çalıştayı”nda, bir yandan bugüne değin yapılmış çalışmalarda değinilmeyen boyutların ortaya konulması, öte yandan ve daha da önemli olmak üzere gelecek planlamaların hazırlığında nelere dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durulmaya çalışılmıştır.  
Öte yandan Türkiye’de, genellikle afet öncesi ve sonrası uygulanacak sosyal politikalar üzerinde çok fazla durulmadığı için, Çalıştay boyunca sosyal politika odaklı bir çerçevenin dışına çok fazla çıkılmamaya gayret gösterilmiştir. Dolayısıyla Afetlerle ilgili bu Çalıştay’ın amacı, afetler konusunu her boyutuyla tartışmak değil, özellikle konuya “sosyal politika” perspektifinden yaklaşmaktır. 
Bu çerçevede, Çalıştay, “Afet Öncesi Sosyal Politikalar”, “Afet Sonrası Sosyal Politikalar” ve “Afetlerde Kurumlar Arası Koordinasyon” şeklinde birer oturum olarak toplamda üç oturumda ele alınarak tartışılmıştır. 
Üç oturumda temelde beş noktada tartışmaların yoğunluk kazandığı görülmüştür: “Afet ile ilgili zihniyet dönüşümü ihtiyacı”, “afet öncesi afet şuuru ile ilgili eğitim”, “afet öncesi, sırası ve sonrasında iletişim araçlarının önemi”, kurumlar arası koordinasyon sorunu olarak da değerlendirilen “afet yönetimi” ve “afet sonrası manevi destek/rehabilitasyon hizmetleri”.
 
2- Afet ile İlgili Zihniyet Dönüşümü İhtiyacı
Afetle ilgili zihniyette klasik model olarak “kurtarma”, “ilk yardım”, “inşa etme”, “yıkma” gibi hususlar ön plana çıkmaktadır. Bunun yerine klasik modeli de dikkate alan “afetlere yönelik sosyal politika modeli” olarak da ifade edilebilecek olan bir modelle, afet öncesi koruyucu politikaların oluşturulması, eğitim (bilgilendirme ve şuurlandırma) faaliyetlerine önem verilmesi ve manevi destek birimlerinin oluşturulması gerekmektedir. Böylece dar anlamdaki afet zihniyeti yerine daha geniş ve sosyal, ekonomik, psikolojik, ahlakî, dini vb. yönleri de dikkate alan bir afet zihniyetine sahip olunmuş olur. 
3- Afet Öncesi Afet Şuuru ile İlgili Eğitim
Afetin “doğal” olması ve çoğu zaman insanın elinde olmayan yönü dolayısıyla bir şekilde kaçınılmaz olduğu, ortak kabuldür. Öte yandan afetin ne zaman olacağı sorusuna da tam anlamıyla ve kesin bir şekilde cevap verebilmenin de mümkün olmadığı bilinmektedir. Hâl böyle olunca, “afet öncesi” ile ilgili düşünülmesi gereken nokta olarak, “afeti tanıma”, “afet konusunda bilgi edinme”, “afete karşı sosyal, psikolojik vb.” açıdan belirli bir “şuur” içinde olmak kalmaktadır.
Afet şuurunun (bilincinin) verilmesi ise “eğitim” ile ilgilidir. “Afet nedir? Niye afet olur? Afetin olmasında insanların katkıları var mıdır, varsa ne gibi katkıları vardır? Afetin zararları nelerdir? Afetin zararlarına düşmemek için neler yapılmalıdır; düşülmüşse kurtulmak için hangi yollara başvurulmalıdır?” şeklinde afet ile ilgili her türlü soru(n)un cevap bularak zihinlerde bir şuur yaratması için “eğitim” gerekli bir araçtır. 
Burada afet konusundaki şuurlanmada eğitime ihtiyaç olduğu noktasında bir mutabakat olsa da, bu eğitimin nasıl olacağı hususunda bir tartışma zemini bulunmaktadır: Afet eğitimi, ta küçük yaşlarda anaokulundan başlayıp üniversiteyi de dâhil edecek şekilde örgün eğitimde belirli müfredat içinde mi verilmelidir; yoksa kısa vadeli, dönem dönem, belirli zamanları kapsayan ve daha teknik bir mahiyet arz edip afetin sosyal, psikolojik, iktisadî, dini vb. yönlerini çok fazla dikkate almayan bir tarzda mı verilmelidir? Bu ikilemli soruya karşılık, “şuur”un belirli bir birikimin ürünü olduğu dikkate alındığında, afet eğitiminin insanın çocukluk yıllarından başlayarak hayatının her sayfasına kazınacak şekilde verilmesinin daha kabul gören bir cevap olduğu görülmektedir.    
  
4- Afet Öncesi, Sırası ve Sonrasında İletişim Araçlarının Önemi
Afet eğitiminin anlamlı olması ve sürekliliğin sağlanması bakımından ve böylece afet şuuruna katkısı noktasında iletişim araçlarının önemli olduğu görülmektedir. Afet öncesinde afetin ne olduğundan başlayıp, afete psikolojik olarak hazırlıklı olmaya; afet sırasında ve sonrasında afetle başa çıkmadan başlayıp afetin zararlarına karşı telafi mekanizmalarını ortaya koymaya kadar olan hemen her hususta televizyon, gazete, dergi, internet gibi iletişim araçlarının “olumlu” yönlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 
Özellikle reklam kampanyaları (örneğin sigarayı bırakma kampanyası), çocuklara yönelik çizgi filmler, diziler, belgeseller, araştırmacı yayınlar ile iletişim araçları üzerinden bir afet şuuru geliştirmek mümkündür. 
5- Kurumlar Arası Koordinasyon Sorunu ve Afet Yönetimi:
Afet öncesi, sırası ve sonrası ile ilgili temel bir soru(n) alanı, “yük/ümlülük”ün kimde olacağı şeklinde tezahür etmektedir ve verilecek herhangi bir cevabın teknik adı da “Afet Yönetimi” olarak ifade edilmektedir. O halde soru şöyle sorulabilmektedir: Afet Yönetimi kimin uhdesinde bulunmalı ve nasıl olmalıdır?
Türkiye için böyle bir sorunun cevabı Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)’dır. AFAD, genel olarak iyi düşünülmüş bir “üst çatı” ve birleştirici kurum olarak görülmekte ve takdirle karşılanmaktadır. AFAD, ulusal ve uluslararası ölçekteki afetlerle ilgili öncesi ve sonrası ile önemli işlevler üstlenmiş bir kurum olarak değerlendirilmekte ve çoğu zaman da başarılı addedilmektedir. Bu noktada mutakabat söz konusudur.
Ancak özellikle Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) kanadından AFAD ile ilgili bazı şerhlerin olduğu, bunların tashih edilmesi gerektiği noktasında görüşlerin bulunduğu görülmektedir. Buna göre; 
i. AFAD yapılanması yeniden gözden geçirilmelidir. 
ii. AFAD, afetle ilgili eğitimden başlayıp afet sonrası rehabilitasyona kadar etkili ve yetkili olmalıdır.  
iii. Afet Valisi yeterli değildir, artık her bir afet bölgesinin “afet sonrası davranışları” farklı olduğu için afet yöresinin özelliğine göre bir “Afet Takımı” gerekmektedir. Bu Takım da AFAD’ın elinde bir birim olmalıdır. AFAD görevlisi, afet mahalline gittiğinde oranın mülki amirlerinin yetkilerini devralmalıdır ki işler hızlı bir şekilde gerçekleşebilsin. Buna uygun bir mevzuat da hazırlanmalıdır.
iv. Afet bölgesindeki istismarların cezasını da bu AFAD Yönetimi vermelidir.
STK’lar açısından AFAD ile ilgili yukarıda sıralanan noktalardan daha önemli görülen husus, AFAD’ın afet öncesi, sırası ve sonrası senaryolarının içine STK’ların dâhil edilmemesidir. Bu sebeple STK’lar, AFAD’ın tüm STK’ları muhatap alarak senaryo hazırlaması gerektiğinin altını çizmektedir. 
Öte yandan, Afet Yönetimi noktasında yükün AFAD’ın dışında bir kurum olarak belediyelerde olması gerektiği şeklindeki görüşe karşın; belediyelerin siyasi patronaja açık olduğu, popülist davranma ihtimallerinin muhtemel olduğu gibi gerekçelerle Afet Yönetimi’nin AFAD üzerinden koordine edilmesinin daha isabetli olduğu görüşü daha ağır basmaktadır.
6- Afet Sonrası Maddi ve Manevi Destek/Rehabilitasyon Hizmetleri:
Afet sonrasında maddi ve manevi olmak üzere iki türlü yıkım/tahribat söz konusu olmaktadır.
i. Maddi açıdan yıkımları, mağduriyetleri gidermek, ortaya çıkan muhtaçlıklara karşı mücadele etme hususlarında devlet, belediyeler, özel sektör ve özellikle STK’lar eliyle sosyal yardımların ayni ve nakdi şekillerde yapıldığı bilinmektedir. Sosyal yardımların yanında, mesela Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Aile Sosyal Destek (ASDEP) Uzmanı ekiplerinin afet öncesi “hangi evde özürlü, yaşlı vb.” muhtaç olduğuna dair dokümantasyon oluşturdukları ve böylece afet sonrası muhtemel sosyal hizmetlerin yerine getirilmesinde bir kolaylık sağlandıkları da anlaşılmaktadır. Ancak afet sonrasında gerek sosyal yardımlarda ve gerekse sosyal hizmetlerdeki temel sorun, sosyal yardım ve sosyal hizmet sunan aktörlerin “koordine edilmesi”nde görülmektedir. Bu noktada çözüm olarak yine AFAD’ın önemine vurgu yapılmaktadır.
ii. Manevi açıdan yıkımlara yönelik önlemler, faaliyetler ve uygulamalar, afet sonrası sosyal politikalar bağlamında, daha geri planda kalan bir durum olarak dikkati çekmektedir. Hâlbuki maddi açıdan tahribat yaşayan ve bu tahribatı sosyal yardım ve hizmetlerle giderilen birinin, en yakınlarını kaybetmesinden kaynaklanabilecek “derin travmaları” giderecek manevi desteklere daha çok ihtiyacı olmaktadır. Bu noktada bu tarz afetzedelerin tespit edilip, manevi terapi usullerine göre desteklenmesi “zaruri” olmalıdır.  
7- Sonuç ve Tavsiyeler:
Afet öncesi ve sonrası sosyal politikalar ve kurumlar arası koordinasyon noktasında;
i. Misyon ve vizyonun tespit edilmesi gerekmektedir ki, bu olmadan afet şuuru ve yönetiminin istenilen seviyeye getirilmesi ve sürdürülebilirliği pek mümkün değildir.
ii. Misyon ve vizyona uygun bir Stratejik Planlama’nın hazırlanması gerekmektedir. Zira iyi bir stratejik planlama olmadan özellikle afetlerdeki insangücünün planlanmasının da mümkün olamayacağı görülmektedir.
Bu iki noktanın gerçekleşmesi, yenilenmesi, iyileştirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması bağlamında da;
iii. Yaptırımların işlevsel olması 
iv. Ve özellikle Afet Araştırma Merkezleri/Enstitüleri’nin kurulması, yaygınlaştırılması, desteklenmesi ve işlevsel olması zaruridir.