2. Oturum Raporu (Tam)

ÇALIŞTAY – 2 KENTSEL DÖNÜŞÜM SÜRECİ VE SOSYAL POLİTİKALAR 

2 HAZİRAN 2012 / Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi, Yenikapı Mevlevihanesi Yerleşkesi
 
1- Giriş
Türkiye’de özellikle 1980’li yıllardan itibaren yoğun bir tartışma alanı olarak ön plana çıkan kentsel dönüşüm konusu; kamuoyunda “Kentsel Dönüşüm Yasası” olarak bilinen “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”un Resmi Gazete’de yayımlanması ile birlikte tüm boyutlarıyla irdelenmeye başlanmıştır. Bu boyutlardan bir tanesi ve belki de en önemlisi “insan” olgusunu merkeze alan ve bu merkez çevresinde şekillenmeye çalışan “Sosyal Politika” bakış açısıdır. Bu çerçevede, “Kentsel Dönüşüm Süreci ve Sosyal Politikalar Çalıştayı”nda, kentsel dönüşüm sürecinin sosyal çıktıları ve bu çıktıların muhtemel negatif etkilerinin sosyal politika önlemleri ile bertaraf edilmeye çalışılması ya da asgari düzeye çekilmesi için nelerin yapılması gerektiği üzerinde durulmaya çalışılmıştır. 
Uygulayıcılar ile teorisyenleri bir araya getiren ve iki oturumda gerçekleştirilen Çalıştay’da tartışmaların yoğunluk kazandığı konular şu şekilde tespit edilmiştir: “İnsan ölçeğinde kentsel değişim/dönüşüm”, “şehir vizyonu bakış açısı”, “karar vericilerin karması ve sosyal paydaşların katılımı”, “okul eksenli bir bakış açısı ile mahalle kültürünün yaşatılması”, “dezavantajlı grupların ihtiyaçlarına çözüm sunan bir değişim mekanizması”, “tarihsel, evrensel ve sürdürülebilir bir kentsel dönüşüm”.
2- İnsan Ölçeğinde Kentsel Değişim / Dönüşüm
Kentsel dönüşüm sürecinin tasarlanmasında, her daim ön plana çıktığı görülen “nasıl bir şehir?” algısından ziyade “şehirde nasıl bir insan?” algısının yaratılması gerekmektedir. Geleceğin kentlerinin inşası, “insan ölçeği”ni ön plana çıkaran ve bu olgudan hareket ederek insan odaklı tasarımları hayata geçiren bir manada gerçekleştirilmelidir. Şu çok net bilinmelidir ki, bir şehrin “altın oranı insandır”, dolayısıyla insanın temel ihtiyaçlarını birincil derecede göz önünde bulunduran ve bu temel ihtiyaçlara erişim noktasında sağlıklı ve sürdürülebilir bağlar kurabilen bir yapılandırmanın hayata geçirilmesi kaçınılmaz görülmektedir. 
Günümüzde gelinen noktada, Sosyal Politika bilim dalının, merkezinde insan olan her türlü sorunla ilgilenen bir hale bürünmüş olması, bu bilim dalının teorisyen ve uygulayıcılarını daha duyarlı, sağduyulu ve gerçekçi çözümler üretmeye zorlamaktadır. İnsan ölçeğini ikinci plana atacak bir kentsel dönüşüm, Sosyal Politika bilim dalının ruhuna aykırılık teşkil edeceği gibi; bir kentin yapılandırılmasında başarısızlıktan öte bir şey getirmeyecektir. Çünkü unutulmamalıdır ki, bu binaların içerisinde yaşayacak olanlar; bu ülkenin ekonomik ve sosyal sıkıntılarıyla boğuşan ve çoğu zaman da başarısız olabilen ülke insanlarıdır. 
Buradaki insan ölçeğinden kasıt, yukarıda sözü edilen insan merkezli bir kentsel dönüşümün yanında, binaların da insan ölçeğinde yapılandırılması önerisine de dayanmaktadır. Bu yapılandırma hayata geçirilirken, mekansal geçirgenliğin ortadan kaldırılmaması ve tamamen kapalı konut sistemine dayalı bir kent kültürünün ve profilinin hakim unsur olarak ön plana çıkmaması, üzerine vurgu yapılan konuların başında gelmektedir. 
3- Kent Vizyonu Bakış Açısı
Küresel rekabet ortamı içerisinde; nasıl ki firmalar ya da yöneticiler, kendini sürekli olarak yenileyip bir vizyon sahibi olamadığında yok olmaya mahkum iseler, ülkelerin en önemli olguları olan kentler de bir vizyon sahibi olmadığında özellikle uzun vadede başarısızlığa mahkum olacaktır. Dolayısıyla, bu acımasız rekabet ortamı içerisinde ayakta durabilmek için kente bir vizyon kazandırılması gerekmektedir. Aslında bu noktada kentsel dönüşüm süreci müthiş bir fırsat sunmaktadır. Geçmişten günümüze kentlerin yapılandırılmasında çok da göz önünde bulundurulmadığı görülen bu bakış açısının kazandırılabilmesi için dönüşüm sürecinin “deprem söylentileri ile birlikte acil kararların hayata geçirilmesi” olarak değil; geçmiş bağları da koparmadan ve sadık kalarak şehrin hikayesinin yeniden yazılması yolu ile gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 
Kent vizyonu bakış açısı demek, kentin bir iddiasının olması demektir. Yani bir kent; belirli kaygıları üzerinde taşıyabilen bir yapıya büründürülmelidir. Kent, adeta ben “sanayi kentiyim”, “üniversite kentiyim” yahut “turizm kentiyim” vb. diyebilmelidir. Kentin yöneticileri de bu devinimi bu şekilde algılamalı ve bu vizyonu kazandırabilecek her türlü önlemi kentin yapılandırılması başlamadan önce planlamalıdır. Bu kaygıların göz önüne alındığı bir ortamın yaratılması, küreselleşen dünyada kentlerin rekabet avantajı yaratmasını sağlayacaktır. 
4- Karar Vericilerin Karması ve Sosyal Paydaşların Katılımı
Kentsel dönüşüm sürecinde karar vericilerin kim olması gerektiği sorusu üzerinde önemle durulan konuların başında gelmektedir. Şu durum çok net bir şekilde anlaşılmıştır ki, sadece binaların fiziksel yapılandırılmasına ilişkin teknik uzmanların, yani ağırlıklı olarak mühendis ve mimarların bulunduğu bir karar mekanizması, kentsel dönüşüm gibi ekonomik, sosyal, psikolojik ve tüm bunları da kapsayacak şekilde sosyolojik çıktıları olan bir olgunun nihailendirilmesinde son derece yetersiz kalmaktadır. O halde “nasıl bir karar verici kadrosunun bir araya getirilmesi gerekmektedir?” sorusuna verilecek cevap büyük önem taşımaktadır.
Bu soruya verilmesi gereken cevap aslında çok da uzaklarda değildir. İnsan-çevre etkileşiminden doğabilecek her türlü olumlu/olumsuz çıktıyı doğru yorumlayabilecek “sosyologların”; bu dönüşüm sürecinin insan psikolojisinde yaratabileceği muhtemel tahribatı en az indirgeyebilecek “psikologların”; insanların en önemli değişmezlerinin başında gelen dini inanışlarının kentsel dönüşüm sürecinde de sağlıklı bir şekilde yaşamalarına yardımcı olabilecek “ilahiyatçıların”; bir kentin tarihsel dokusunun sürdürülebilirliği hususunda “tarihçilerin”; insan odaklı bir kentsel dönüşüm ihtiyacının karşılanması hususunda “sosyal politikacıların” ve daha nice bilim dalı üyelerinin bu süreçte ciddi bir aktivasyon içerisinde olması gerekmektedir. 
Karar vericilerin karması olarak da adlandırılabilecek bu yapının yanında, sosyal paydaşların fikir ve önerilerinin de alınması gerekmektedir. Sağlıklı bir kentsel dönüşüm projesinin hayata geçirilmesinde özel sektör, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, yerel ağlar ve yönetimler vb. pek çok paydaşın en az diğer karar vericiler kadar önemli mekanizmalar olarak göze çarpmaktadır. Bütün bu sosyal paydaşların uzlaşısına ya da diyaloğuna dayanan bir yapılanmanın, kentin sürdürülebilirliği ve başarısı için birincil derecede önem arz ettiği asla unutulmamalıdır. 
5- Okul Eksenli Bir Bakış Açısı İle Mahalle Kültürünün Yaşatılması
Özellikle 1980’li yıllardan itibaren giderek uzaklaşıldığı görülen mahalle kültürünün tekrardan canlandırılması ve adeta bir çıkış reçetesi olarak sunulması gerekmektedir. Osmanlı’dan beri gelen ve bizi biz yapan hayırseverlik, yardımseverlik, akraba-komşu tanırlık ya da kısacası özünde insani duyguların ve kaygıların taşındığı her türlü oluşumun mahalle kültürünün temel karakteristik özellikleri olduğu unutulmamalıdır. Kuşkusuz ki, doğrudan doğruya eski ve bilindik mahalle kültürünün birebir yaşatılması artık günümüzde mümkün değildir. Çünkü, dünya sürekli değişmekte, kent merkezleri yenilenmekte ve bunun da ötesinde ihtiyaçlar farklılaşmaktadır. Ancak belirli kaygılardan tamamen arınmış ve tek elden modernizasyon eseri olarak yapılandırılmış bir kent profilinin de asla sağlıklı olmayacağı konusunda tam bir fikir birliği bulunmaktadır. 
Peki mahalle kültürünün yaşatılmasında ölçüt ne olacaktır? Bu soruya verilecek olan cevabı soyut nitelendirmelerden ziyade somut ve geometrik modellemelerle hayata geçirmek daha gerçekçi ve çözüm sunucu olacaktır. Aslında bu sorunun cevabı da doğrudan doğruya insan ölçeğine gönderme yapmaktadır. Daha doğrusu, mahallenin insan ölçeğinin ne olduğu çözümlenmeye çalışılmaktadır. Bu noktada, yapılan önerilerin başında “okul kapasitesi”nin baz alınması gelmektedir. Yani, eğer bir mahallede okula gidecek öğrencilerin sayısı 1000 ise; 4000 kişilik bir meydan, bu büyüklüğe uygun bir cami ya da konferans salonu gerekecektir. Dolayısıyla kent yapılandırılırken, okul odaklı bir mahalle kültürü hayata geçirilirse, merkezden ziyade yerel çözüm mekanizmalarının daha güçlü olduğu bir profil ortaya çıkabilecektir. 
6- Dezavantajlı Grupların İhtiyaçlarına Çözüm Sunan Bir Değişim Mekanizması
Doğuştan ya da sonradan edinilmiş bazı özelliklerinden ya da içerisinde bulundukları şartlardan ötürü ekonomik, sosyal, siyasal ya da kültürel birtakım unsurlara erişememe ya da eksik erişme sorunlarıyla karşı karşıya bulunan özürlüler, çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar ya da eski hükümlüler; bu kentsel dönüşüm sürecinden en fazla fayda bekleyen grupların başında gelmektedir. Geçmişte yapılan hataların göz ününde bulundurulması ve bu dezavantajlı grupların yaşamlarının avantajlı bir ortama büründürülmesi zorunludur. 
Oğlunun yaptığı binanın ergonomiden uzak olmasından ötürü dışarı çıkamayan yaşlı bir annenin; girişi-çıkışı kolay olmaktan ziyade duvarlarla örülü bulunan bir parka bir türlü giremeyen özürlü bir vatandaşın; her daim bireysel yönlerini ortaya çıkaran oyunlardan ziyade tıpkı babalarının döneminde olduğu gibi paylaşım ve dayanışma üzerine oyunların oynanabileceği oyun alanlarının hayata geçirilmesini bekleyen ve isteyen çocukların; hayatlarının en önemli dönemlerinde kent merkezlerinin ve yerel ağların güçlü olmamasından dolayı uzun süreli işsizlik sorunu ile mücadele etmek zorunda kalan gençlerin ya da sokakta yürürken sürekli bir endişe ve korku ile hareket eden kadınların ya da hayatının bir döneminde hangi nedenden kaynaklandığı bilinmeyen bir suç işlemiş ve bundan büyük pişmanlık duymuş eski bir hükümlünün bütün ihtiyaç ve sorunlarını göz önünde bulunduran ve çözüm sunan bir kentsel dönüşüm kaçınılmaz görünmektedir. 
7- Tarihsel, Evrensel ve Sürdürülebilir Kentsel Dönüşüm
Kentsel dönüşüm sürecinin taşıması gereken en önemli olgulardan bir tanesi de, kuşkusuz ki tarihsel gerçekliği ön plana çıkaran bir profile sahip olmasıdır. Çünkü, tarihsel bağları ile birebir kopukluk gösteren ya da bu kadar büyük bir medeniyetin tarihsel köklerini göz ardı eden bir dönüşüm asla başarılı olamayacaktır. Burada tarihsel köklerden kasıt, kent yapılanmasının yeni gelişmelerden uzak, modern teknolojiyi barındırmayan ya da tamamen bilindik yapıya birebir uyum sağlaması anlamını taşımamaktadır. Buradan kasıt; tarihsel köklerine sadece somut değil, belki ondan da fazla olarak soyut kültürel miras anlamında sadık kalarak günümüzün ihtiyaçlarını karşılayacak bir yapılanmanın hayata geçirilmesidir. Kuşkusuz ki, evrensel bir takım gerçekler, yenilenmeyi ve sürekli iyileşmeyi bir gereklilik hatta zorunluluk haline getirmektedir. 
Toplumsal değerleri birincil derecede göz ününde bulundurması gereken kentsel dönüşüm, sürdürülebilir bir yapı da arz etmek zorundadır. Meydana getirilecek kent merkezleri sadece bugünkü neslin ihtiyaçlarını değil; gelecek neslin muhtemel ihtiyaçlarını da önceden kestirmeli ve bu ihtiyaçların karşılanması hususunda çıkarım noktaları taşımalıdır. 
8- Sonuç
Merkezine “insan” unsurunu alan, güçlü bir vizyonla kendini deklare eden, sadece teknik uzmanları değil sosyal bilimcileri de karar alma süreçlerine katan, sosyal paydaşların diyaloğuna ve uzlaşısına önem veren, mahalle kültürünün yaşatılmasında somut bazı kıstaslar geliştirebilen, çoğu zaman sosyal dışlanmışlık sorunu ile karşı karşıya kalan dezavantajlı grupların toplumla bütünleşmesine ön ayak olabilen tarihsel, evrensel ve sürdürülebilir bir kentsel dönüşümün gerçekleştirilmesi, Türkiye’nin ileriye dönük stratejik konumunu daha da güçlendirecektir.